Hayat gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu. Hayat hata kabul etmiyordu. İlk kararın doğruysa işler yolunda gidiyor, ama eğer yanlış bir karar aldıysan üstelik yanlış karar neticesinde yanlış insanların arasındaysan her şey zincirleme yanlış gidiyordu.
Mesela mesleğini seçerken... Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmadan bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun. İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun. Ola ki herşeye rağmen yinede yaptığın işi sevmişsen ve en doğru şekilde yapmak için çaba sarfetmişsen bu sefer çevrende bulunan yanlış insanlar seni herşeye rağmen sevdiğin bu işten soğutuyor ve uzaklaştırıyordu. Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış, ilk kararı vermiştin ve yeniden başlamaya cesaretin yoktu.
Bazı insanlar vardı hayatta... Onlar her şeyi arkalarında bırakıp, yeniden başlayacak kadar cesurlardı. Ama sen onlardan biri olamıyordun.
Bunca emek, bunca çalışmayı çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun.
Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek, yanlış insanlarla vakit kaybetmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.
Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti. Doğru yerde ateşlendiğinde seni ısıtacak, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu. Yanlış yerde ateşlendiğinde ise seni yakıyordu. Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu. Çok daha önemli olan başka bir şey vardı. Kendini bilmek...
Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek zorundaydın. Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun.
Ve kararlar birer kibritti...
Ya kendini yakiyordun,
Ya da ISITIYORDUN
Artık ısınma vakti :) 9 senemi ardımda bırakarak ve bundan zerre pişmanlık duymayarak yeni bir kibrit yaktım. Gelecek güzel günler beni bekler :)
Tekrar görüşmek üzere...