31 Aralık 2008 Çarşamba

AROG'TAN 2009'A

Herkese yılın son gününden merhaba. Yine minik bir ara verdik. Canım annem safra kesesinden ameliyat oldu. Daha doğrusu safra kesesi tamamen alındı. Uzun süredir doktor arayışı içindeydik ve çok şükür bulduk. İnsani yönü kuvvetli üstelik konusunda uzman bir doktor Atilla El. Hiç gözümüz arkada kalmadan annemizi ona emanet ettik ve şükür ki yaşına, hastalığının boyutuna rağmen annemizi bize sapasağlam teslim etti. Safra kesesi halk arasında gereksiz bir organ olarak bilinse de başımıza açacağı işler bazında aslında oldukça önemli bir organ. O nedenle belirli periyotlarla mutlaka kontroller yapılmalı. Çok uzun yıllar hasta olduğunuzu farketmeden yaşayabiliyor ve durumunuz çok ciddileştiğinde belirti verebiliyor. Bazen de artık herşey için çok geç olabiliyor. En önemli etken sanırım yediğimiz besinler. Ne kadar kaliteli ve mekanizmayı yormayan gıdalar tüketirsek sonuç olarak o kadar sağlıklı yaşlanıyoruz. Tabii bu yaşadığımız ameliyat süreci bizi biraz yordu. Annemde toparlanınca, keyiflerde geri gelince yine iş çıkışı bir kaçamak yapıp dün akşam AROG filmine gittim. GORA'da bel altı esprilerden oldukça sıkılmış hatta sinirlenmiştim. Niyetim AROG'a hiç gitmemekti amma velakin diğer alternatif film 3 saat süreceğinden vaktimde kısıtlı olduğundan giriverdim gari artık :) Hoş yine 21:00 gibi girdiğim filmden 23:28 gibi çıktım pek farketmedi anlayacağınız :) Sonuç filmi beğendim. Bazı sahneler ve espriler keşke hiç olmasaydı daha iyi ve keyifli olurdu dedirtti bana. O prodüksiyona yakışmayacak kadar basit ve çabuk çabuk üstünden geçilmiş gibiydi ama genel anlamda iyi buldum filmi. Cem Yılmaz bu sefer espri ve seviyesi konusunda daha temkinliydi :) Netice sinemadan gülümseyerek çıktım. Bakalım 2009 senesi bizi gülümsetebilecek mi ? Küresel anlamda insanların yönetimdeki beceriksizliği, korkutucu derecede mal, mülk, toprak ve hükmetme hırsı, yetim hakkına diktiği gözü, bencilliği ve sapkınlıklarının tüm bedelini 2009'a yüklemekte adaletli olmuyor aslında. 2009 senesi mazlumun en gözde senesi olsun diyorum tüm kalbimle. Kendimi keşfettiğimden beri ne lapa lapa yağan kara, ne sevinç içinde kutlanan bayramlara, yılbaşlarına yada anneler, babalar gününe sevinebiliyorum. Yakacak kömürü ve odunu, oturacak sofrası, çalışacak bir işi, boynuna sarılacak, anası, babası yoksa hele hele birde hiç uğruna okulda, yolda, evinde, yatağında vurulan bırak din kardeşini dünya kardeşin varsa neye yarar sevinçler ve mutluluklar ? İşte bu yüzden bırakın 2009,2010 yada 3500'ü başımızda bu cellatlar oldukça güzelim yeni, pırıl pırıl yıllar bizimle birlikte lekelenecek. Ben yine de tüm kalbim ve ruhumla bu cellatların yüreğine bol merhamet tüm mazlumlara da ettikleri ahların bir bir çıktığı 2009 diliyorum.
Nice mutlu yıllara...

14 Aralık 2008 Pazar

MANTI

Bir pazar gününden merhaba hepinize. Bayram tatili nasıl geçti anlamadım. Hoş cuma günü ben çalıştım ama yine de 2007 ve 2008 senelerinden yıllık izni olan bana bu tatil pek kafi gelmedi. Dünden bütün işleri bitirince ve evin içinde iş olmadan dolanmaya pek alışkın olmayınca bugün bir ilki hem deneyeyim hemde paylaşayım istedim. Profilimde belirttiğim üzere Tatarım. Bizde mantının biraz daha sulu ve daha değişik şekillendirilmiş haline kaşık börek derler. Rahmetli anneannem yapardı afiyetle yerdik. O vefat ettikten sonra bir daha kısmet olmadı. Malum annemde çocuklara bakınca oda hafta sonu anca kendi evinin işi ile uğraşmakta. Bu tür kendi kökenimize ait tarifler denemek o nedenle zor oluyor. Bu yüzden kaşık böreği daha geniş bir zamanda denemeye karar verdim. Bugün eşimde çalışınca hayatımda ilk defa mantı yapmaya yeltendim :) İyiki yeltenmişim :) Yemeye doyamadık. Ama beni şaşırtan ilk defa yapılan bu mantının lezzetinden ziyade kızımın bu konudaki engin tecrübeleri oldu. Ve mantının %80'inini kendisi yaptı diyebilirim :) 2 bardak un, 1 yumurta, 1 çimdik tuz ve ılık su ile sert bir hamur yoğurdum. Hamuru açabildiğim kadar ince açtım. Dışarıdan aldığımız hazır yufkalardan çok çok azıcık daha kalın oldu diyebilirim. Daha sonra şerit halinde kesip, o şeritleride kare hale getirdim. İç harca ise 250 gr. yağlı kıyma, 1 soğan, tuz, karabiber ve çok çok az maydanoz ekledim. Kızımın uyarısı ile birde yumurta beyazı :)Ben bezeleri açtım ve kestim. Kızım hem mantı yapmanın inceliklerini babaannesinden ve halasından nasıl öğrendiğini anlattı hemde o küçücük parmakları ile bütün mantıları tek tek kapattı :) Ben harcın içine 1/2 paket et suyu bulyon koymuştum. Mantıların kaynar suyunada kalan 1/2 paket bulyonu, az tereyağını ve mantıları ekleyip yaklaşık 15-18 dakika kadar pişirdim. (Hamurlar ince açıldığı için çabuk pişti) Suyunu fazla koyduğum için bizim mantımız sulu oldu. Biz üzerine sadece tereyağında kızarmış kırmızı pul biber dökeriz ancak Antep'ten getirttiğim acı biber salçası o kadar güzeldi ki tereyağında salçayı hafif öldürüp sarımsaklı yoğurt üzerinde gezdirdik. Tadı gerçekten harika olmuştu. Bu kadar zaman hazır makarna mantıları tek tek doldurduğumuza annem bin pişman oldu :) Ama Ecem'in böylesine mantı konusunda maharetli olduğunu bilseydik bu kadar zaman kesinlikle beklemezdik :) Sizde mutlaka deneyin çünkü pişman olmayacaksınız.

10 Aralık 2008 Çarşamba

KAHVALTI SOFRAMIZ

Bayramımızın bayram gibi geçmesini sağlayan ilk soframız. En büyük hazinemiz büyüklerimizi davet ettiğimiz, onları ağırlamaktan gurur ve mutluluk duyduğumuz bizden bir köşe. Bu sefer şehir dışından da misafirlerimiz olduğu için kendi ailemi ve eşimin ailesini ilk defa farklı günlerde ağırlamak zorunda kaldım. Ama her iki sofrada bol sohbetli ve keyifli idi. Aklıma her geldiğinde hem kendi ailemin hemde eşimin ailesinin sağlığına bol bol dua etmekteyim. Çocuklarım da çok şanslı. Ben babaannemi ve iki dedemi tanıma şansını yakalayamadım ama çocuklarım her iki tarafa karşı eşit derecede sevgi ve saygı besliyorlar. Bu soruyu sormamın doğru olmadığını bile bile bazen meraktan soruyorum kızıma, anneannenimi yoksa babaannenimi daha çok seviyorsun diye. Aldığım cevap hep aynı. İkisinide çok seviyorum oluyor. Bazen tepkisini merak edip hafiften kızdırıyorum. Ne anneannesine ne de babaannesine hayatta laf söyletmiyor. Buda çok hoşuma gidiyor. Çünkü benim eşimin ailesi ile olan ilişkimden özellikle kızımın olumlu yönde kendi geleceği adına etkilendiğini düşünüyorum. Sanıyorum tüm annelerin bu yönde çocukların yanında yaptığı yorumlara dahi çok dikkat etmeleri gerekiyor. Çocuklar çok çabuk etkilenip o yönde şekilleniyorlar. Ve bazen başkasını yaralamak için attığınız ok bir gün yön değiştirip sizi hedef alabiliyor. Hayat böyle gerçeklerle dolu.
Neyse efendim biz yine soframıza dönelim. Cevizli kurabiyemiz Ufuk Mutfakta adlı blogtan. Arkadaşımızın ellerine sağlık. Ceviz herşeye lezzet katıyor...
http://ufukmutfakta.blogspot.com/2008/11/paris-gzeli.html
Herkese tavsiye ediyorum. Ispanaklı börek ise benim tarifim. Sofraya koyduğum an kapışıldı ve tükendi :) Ispanaklar güzelce yıkandıktan sonra leziz bir lor peyniri, taze soğan, tuz, karabiber ve az zeytinyağı ile iyice ovulur. Bir kapta yoğurt, yoğurt suyu ve zeytinyağı karışımı hazırlanır. Yufkalara bu karışım sürülür ve bolca harçtan koyularak gül börek şeklinde sarılır. Kalan karışıma bir yumurta sarısı eklenerek böreklerin üstüne sürülür ve 200 derecede pişirilir. Kek ise tahinli. Bu tarifte kekevinden ancak benim eski sofra dergilerinden birinde olan tarifim çok daha leziz. Ancak dergiyi bulana aşk olsun :) Onun dışında klasik kahvaltılıklar eşlik etti soframıza. Ama hep dediğim gibi sofranın olmazsa olmazı o hoş sohbetler, eski anılar ve şen kahkahalar. Külotlu çorap giymeyi ret ettiği için babası ile markete gidemeyen oğlum yaklaşık on dakikadır kucağımda aralıksız ağladığı için yazıma son veriyorum zira beynim ambale oldu. Tekrar hepinize hayırlı bayramlar diliyorum...

08 Aralık 2008 Pazartesi

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Kurban bayramınız mübarek olsun. Aileniz ve sevdiklerinizle nice sağlıklı, mutlu bayramlara...

04 Aralık 2008 Perşembe

KATMER

Evet işte beklediğiniz tarif :) Biliyorum görüntü itibari ile çok tanıdık belki basit gibi durmakta ama tadı enfes. İşyerimde yemekleri pişiren Fatma ablamız var. Kendisi Antep'li. Mükemmel yemek yapıyor ve sunuyor. Annesinin hayrı için katmer yapacağım dediğinde heveslenmiş sonra bu gözleme görünümlü şeyi görünce hayal kırıklığına uğramıştım. Hatta şerbet aramıştı gözlerim. Bu şekli ile tatlı olacağına pek inanamamıştım. Aslında Antep'te yapılan Katmer'in tadı kimbilir nasıldır ama İzmir'de aynı imkanı bulamayacağımızdan bizde birazcık yalancısını yapacağız :) Püf nokta alacağınız hazır yufkanın en taze ve ince açılmışını bulabilmek. Ne kadar taze ve ince olursa o kadar lezzetli oluyor. Ben şanslıyım çünkü yan apartmanımın altı yufkacı :) Her daim taze ve ince yufka bulabiliyorum. O nedenle lezzetide garantileyebiliyorum. Öncelikle tezgaha serdiğimiz yufkanın üzerine ve her yerine parmaklarımızla küçültüp fındık büyüklüğüne getirdiğimiz tereyağını bırakıyoruz. Ben tereyağını çok abartmasamda az koymuyorum. Sonrasında yine yufka üzerine tadından emin olduğunuz toz antep fıstığını en az iki-üç yemek kaşığı serpiyor ve ardından tamamen damak zevkine uygun olarak esmer toz şekeri serpiyorum. Çok tatlı sevmeyenler için iki yemek kaşığı silme kafi geliyor. Bohça şeklinde kapatıp teflon tavada gözleme gibi pişiriyorum. Ocak ne çok hızlı ne yavaş olmalı. Piştiğinde üzerine mutlaka kaymak bırakın tadından yemeyecek yanında yatacaksınız. Biz kaymağı bir önceki katmerle bitirdiğimizden yukarıdaki resim sade hali. Kaymaklısını siz hayal edin :)
Afiyet olsun...

03 Aralık 2008 Çarşamba

İYKİİİ DODUN ANNEEEE

Dün akşam yaşanan pasta kavgası nedeni ile resim çekmeyi akıl edemediğimizden elimde bulunan bizden bir kesit doğum günü fotosunu koyuyorum yukarıya :) Sinemadan döndüğümde eşimde eve varmıştı. Çocuklar hediyelerini ve pastamı almış beni bekliyorlardı. Birazcık suçluluk duygusu yaşamadım desem yalan olur. Ama insan bazen kendi doğum gününü önce kendi ile kutlamak isteyebiliyor :) Hemen büyük bir heyecanla ışıklar kapatıldı, mumlar yakıldı ve kapıdan içeri doğum günü şarkısı ile eşim, kızım, oğlum girdi. Bende sanki hiç haberim yokmuş gibi çocukların sevincine sevinç katmak adına amanın bir şaşırdım bir şaşırdım sormayın gitsin. Ne kadar abartmışsam Ecem'in bana bir an bakışını hatırlıyorum toparladım hemen kendimi :)) Aman canım rol yapabiliyor olsam burada olmazdım :)) Neyse dileğimi diledim, mumları üfledim. Sıra pastayı yemeye gelince çocuklar başladımı o taraf senin, hayır efendim benim, çikolatası fazla olsun öteki der benimki daha fazla olsun, diğeri ağlar benim pastam yan yattı ama onunki dik duruyor yok bende mum üfleyeceğim diye...
Allahım dedim pastayı al ortadan ikiye böl. Bir tarafı Ecem'e bir tarafı Emre'ye yapıştır :)) Neyse sonra pastanın lezzetini farkeden kuzular sessizliğe daldılar :) Ama küçük oğlumun doğum günü şarkımı seslendirmesini duymalıydınız :)
iykiii dodun anneeeeee
iykiiiii doduuunnnnn anneeeee
Dün gece gökten üç elma düştü. Biri bize, biri anlatana, biride sizlere....

ISSIZ ADAM

Yeni yaşımın ilk gününden kocaman bir merhaba. Dün süpriz yapıp elinde kocaman bir demet çiçekle işyerime gelen eşimin malesef akşam Manisa'da olması nedeni ile yalnızdım. İşten çıkmamda saat yediyi bulunca kendi kendime hemen program yaptım :) İşyerime çok yakın olan sinemaya koşar adım gidip hani şu çok methini duyduğum Issız Adam'a bilet aldım. Henüz vakit varken Osmanlı Cumhuriyeti ile değiştirip değiştirmemekte çok kararsız kaldım. Açıkça söylemek gerekirse içinde aşk olan filmler beni hep baydığından biraz tatsız ve soru işaretleri ile girdim filme. Etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Sadece (sözüm meclisten dışarı :) erkeklerin özgüven eksikliğine Çağan Irmak'ın bulduğu bir kılıftı "Issız Adam" olmak bana göre. Aşık olup maymuna dönmemek belki ipleri karşısındakine kaptırıp o koca otobanda dıgıdıg dıgıdıg dört nala koşmamak (hep öyle derler ya !) yada yaşanılan o tutkulu delice sevgiyi (kendince) evlilikle ... etmemek adına bir alternatif yoldu Alper için. Her durumdan çıkan tek sonuç Alperin totosu böylesine bir ilişkiyi yemedi anacım. Ada birçok güçlü kadının yaptığı gibi hayatına kaldığı yerden devam etti. Yaşadığı bu kazığı geriye atıp kendine yeni bir hayat kurdu, eş buldu ve anne oldu. Alper ise layık olduğu ilişkiler içinde kayboldu. Ahanda tam hissettiklerim bunlar :)Alper ve Alper gibi olanlar beter olsunlar :)) Ohhhhh canımada değsin :))
Bunca sene işyerinde erkek iş arkadaşlarımın arasında tek bayan olarak çalışmam sanırım duygularımı köreltti :))
Ama bu filmden sonra çevremizde ıssız adam patlaması yaşayacağımızı tahmin ediyorum :) Konduğu her çiçekten bal alıp sonrada acınası bir ses tonu ile "ben seni haketmiyorum birgün değerini bilecek doğru adamı bulacaksın ve o gün bana teşekkür edeceksin" deyip topukları totosuna vurarak kaçan ıssız adamlarla dolup taşacak ortalık :)) Hadi benden geçti ama kızıma mutlaka aşılayacağım. Yemezler :)))))))))

02 Aralık 2008 Salı

YAŞ OTUZBEŞ

Yaş otuzbeş. Danteyede başlarım, yolun ortasınada :) Hiç büyümeyen ruhum, kalbimde mutluluk, gözümde akmaya hazır damlalar...
Canım annem ilk önce sana teşekkür ederim. Sonrada katkıları için babama :) Tabii sıcacık bir gülümsemede gökyüzünün en mavi, en mutlu, en güzel köşesine. Aramızdan 7 yaşında ayrılan Vildan ablama. Çünkü o yaşasaydı ben bugün burada bu satırları yazıyor olamayacaktım. Onun yaşama vedası benim yaşama merhabam oldu. Kısaca bugün çok duygusalım. Bildiğim tek şey dante gibi ömrün ortasında olmadığım. Belki sona çok uzak, belki çok yakınım. Ama ne olursa olsun kalbinden ve aklından geçtiği gibi yaşayan Nilhan'ım.