28 Kasım 2008 Cuma

ÇOCUKÇA AŞK NEDİR ?

Pazar günü veli toplantısında elimize verilen güncel not durumlarına baktım. Sonra tekrar baktım. Bir süre daha öylesine baktım. Yazılı notları 95-93-87 vs vs. Sınıf içinde çözdükleri zaman sınırlı testlerde notlar biraz daha düşüktü.Öğretmeni Ecem'den gayet memnun. Sadece bütün çocuklarda olduğu gibi soruyu tam kavramadan, anlamadan çözmeye çalışmaları yanlış yapmalarına neden oluyor. Soruyu tam olarak kavramanın ve anlamanında yolu bol bol kitap okumaktan, okuduğu kitabı anlatmaktan ve çookkk sabırlı anneden, babadan geçiyor. Zira zaten beyninin %85'ini yiyerek işten eve gelmiş ebeveyn için anlatacağı çok şey olan çocuk sabır demek oluyor :) Ecem kitap okumaya oldukça meraklı. Her akşam uyumuş ve yüzünden kitap aldığımız bir kızımız var. Daha da iştahlandırmak adına anne ve baba olarak zaten pek izleyemediğimiz televizyonu kapatıp bizde kitap okumaya başlayalım dedik. Başladık başlamasına ama tam saatleri hala tutturamadık. İşin içinde yemek sofrasını toplama, çamaşırları makinaya atma, asma ve 2.5 yaş sendromunu 4 yaşında yaşamayı akıl etmiş bir oğlumuzda olunca üçümüzün bir arada sessiz sakin kitap okuması Türklerin aya ayak basması gibi bir durum oluyor anlayacağınız :) Neyse efendim konunun özü not kağıdının altında Ecem için şöyle bir yorum vardı. "Beğenilme duygusu yaşıyor" Eşimle ben sadece birbirimize baktık. Bu ne demekti ? Toplantı sonunda öğretmen çocukların sınıfta birbirlerine aşık olabildiklerini, bu uğurda tartışmaların, gülüşmelerin olduğunu hatta bazen ders durumlarını bile etkildediğini anlattı bizlere. Kısaca çocuklarla konuşmanın vakti gelmişti. Eh duyduğum kadarı ile bizimde bir damat adayı vardı ilkokul-1'den beri. Baktım hala aynı haylazla devam etmekte kendince gönül ilişkisi. Öyle bir konuşma yapmalıydım ki ne yaşadığı bu çocuksu özel duygular zedelenmeli nede bu duygular derse engel teşkil etmeliydi.
Pazar günü yağışlı havaya rağmen Ecem'i kurstan aldığım gibi ver elini Agora alışveriş merkezi yaptık. Dolaştık, sohbet ettik ama ben konuya nasıl gireceğimi hala kestirmiş durumda değilim :) Yemek yerken bir ara niyetlendim ve hayatım boyunca unutamayacağım bir an yaşadım. Tam ağzıma lokmayı götürürken Ecem bana döndü ve şöyle dedi.
Anne sen hiç hayatında...
O anda elindeki yemek tepsisini düşüren bir zat tam bu noktada konuşmamızı kesmişti. Ecem dönmüş oraya bakarken ben acınası durumda ve gözleri heyecandan patlamış "allahım bana ilk aşkımımı soracak yoksa ? ya ben ne derim şimdi ? yoksa aşkın ne olduğunumu soracak diye tırnaklarımı yer durumdaydım :)) kurtarıcı kişi tepsisini toparlayıp olay sönünce Ecem bana dönüp sorusunu tamamladı.
Gözlük taktınmı ?
ben sadece Ecem'e bakakaldım :))
Yok kızım hiç gözlük takmadım !
Bu heyecanın üzerine yemeğimizi bitirip tekrar dolaşmaya başladık. Girdiğimiz kitapçıda kitaplara bakıyorum ama aklım hala konuya nasıl gireceğimde. İçimden dedim böyle olmayacak. Hadi Ecem tatlı yiyelim ve tatlı konuşalım.
Bir şekilde konuya girip yaşadığı şeyin çocukluk ve arkadaşlık sevgisi olduğunu arkadaşlarını kız ve erkek olarak değil önce insan olarak sevmesini sonrasında yine kız-erkek olarak sorgulamadan onun için en kıymetlilerini arkadaşça sevmenin en doğrusu olacağını anlattım ama onun sevgisini eleştirmeden sadece sohbet ediyormuş gibi. Zaten sonrasında Ecem isim vermeden örnekler vermeye başladı :) Açıkçası çokta baskın bir şekilde üstünde durmak istemedim konunun ters tepmesinden korktum. Ana fikir bu duygulara değecek erkek-kız farketmez tüm arkadaşların sevilmesi, sayılması ve yaşanılan duyguların anne ile paylaşılmasında sakınca olmadığı idi. Ecem mutlu mesut bunları konuşabilmenin sevinci ile o akşam keyifli bir şekilde uyudu :) Ben mi ? tavana gözlerimi dikip bizi nasıl günlerin beklediğini düşündükçe kalp atışlarım hızlandı :) Avrupa yakasındaki Tahsin bey gibi tık tık tık oldum yani. Hakikatten şu yaşadığımız günler galiba en keyifli, en kaliteli uykular çektiğimiz dönem. Sonrasında Allah hepimizin yardımcısı olsun.
Şimdi hepinizden bu konuda yorumlar bekliyorum. Sizin tutumunuz nasıl olurdu. Çocuğunuz ergen olduğunda nasıl davranışlar sergilerdiniz. Ders çalışması gereken zamanda kendince yaşadığı aşka tepkiniz ne olurdu ? Buyrun buradan yakın :)

27 Kasım 2008 Perşembe

SAKIZLI GÜLLAÇ

Hepinize kocaman bir günaydın...
İç karartıcı ekonomi haberlerine, panik atak hastası yapan sapık haberlerine kısaca bu dünyaya çocuk getirdiğimize bizi bin pişman etmeye çalışan her habere inat bugün bir tatlı yayınlayayım istedim. Hani tatlı görelim, tatlı olalım manasında :)
Eşimle benim tatlı zevkimiz çok farklı. O şerbetli tatlılara bayılırken (tabii birde bana dermişim :) bense sütlü tatlılardan asla sapmam. Tüm bayramlar benim için kabusa dönüşür, eğer illaki tatlını bitir diyen ev sahipleri varsa karşımda. İktire iktire yüzümde zoraki gülümseme bitiririm tatlımı. Uzunca bir sürede şerbetli tatlı görmek istemem. Ancak son aylarda bu konuda gelişmemi sağlayacak bir mekan ile tanıştım. Kendileri Karşıyaka, Bornova ve Hatay-Bahçelievler'de şubeleri bulunan Fıstık Mıstık tatlıcısı. Allahım bir bohçası var size tarif etmem mümkün değil. Şerbetli tatlı düşmanı ben bile bu bohçayı bayıla bayıla yiyorsam artık tadını siz düşünün. Ancak bendeniz sütlü tatlı tüketmeyen eşime bile yukarıda resmini gördüğünüz sakızlı güllacı sevdirmeyi başarmış bulunuyor üstüne üstlük yaz-kış belli aralıklarla yapmam için tehdit dahi alıyorum :) Marka olarak Ege güllaçlarından vazgeçmem. Üstünde eski İzmir resimleri yada saat kulesi var sanırım. Bir paket güllacı bir seferde kullanmıyorum. En az 2-3 adet artıyor bende. Çok fazla katlı sevmiyoruz. Resimde tam paket kullanılmış halini görüyorsunuz bayağı katlı oluyor. Arasına sakızlı muhallebi koyuyorum. Püf nokta gül suyunu bir tatlı kaşığından fazla kullanmamak. Aksi halde tadını bence bozuyor. Tarife gelince ben çok tatlı sevmediğim için 8 bardak süte 2 bardak şeker ekleyip ılık kıvama getiriyorum. Büyük boy dikdörtgen borcama güllaç yapraklarını kırarak yerleştiriyor ve sütle ıslatıyorum. Orta kısmına hazır aldığım sakızlı muhallebiyi pişirip döküyorum. Üst kat ıslatılan güllaç yaprakları ile tamamlanıyor. Sadece son kepçeye 1 tatlı kaşığı gülsuyu ekleyip işlemi bitiriyorum. Üstünü mutlaka streçle kaplayıp bir süre dolapta dinlendirin eğer bizim gibi soğuk seviyorsanız. Yoksa üst kısmı kuruyor ve hiç hoş olmuyor. Üzerine servis zamanı antep fıstığı veya ceviz ama mutlaka nar eklemelisiniz. Resimde görüldüğü üzere o gün narım yoktu ancak narsız bence eksik oluyor. Servis öncesi malzemeleri eklerseniz güllacın kararmasına neden olursunuz.O yüzden ne yapmıycezzzzz servis öncesi ceviz meviz eklemiycezzz !
Aslında sizlere vermek istediğim başka bir tarifim daha var. Ama resimleri aktarmayı unuttuğumdan bir türlü yayınlayamıyorum. Hani şu az sonraaaa dediğim tarif :) Kendileri bize fıstık mıstığı unutturacak gibi gözüküyor. O kadan yaniii :))
Neyse efendim bu kadar gevezelik yeter. Tarif yukarıda. Ben ortaya kodum ! İsteyen alıııı giderrr, istemeyen bırakııı kaçarrrr.....
Hepinize kolay gele....

26 Kasım 2008 Çarşamba

HAMDOLSUN !

Canım sıkkın. 2001 krizinde bırakın işçi çıkarmayı maaşımız dahi gecikmeye uğramamıştı. Bu krizde Ekim ayı işten çıkarma bilançomuz şimdilik 10 kişi. Eğer çıkarmalar devam ederse işimin finansman ve muhasebe olması nedeniyle listede en son sıralarda yer alabilecek dahi olsam işten çıkarılan her insan için üzülüyorum. Sanırım insanoğluna bu dünyada rahat yok. Savaş kuşakları, darbe kuşakları ve kriz kuşakları derken uşakların kölesi olmak üzereyiz.
Hamdolsun !

04 Kasım 2008 Salı

BEKLE TÜRKİYEM !


Bekle Türkiyem nakış gibi özenle işlenen yepyeni bir lider geliyor :) Yettiniz gari ! Hepiniz top olup otobanlara düşün. Düşünde ortalık geleceğide geçmişi gibi aydınlık, eğitimli, bilgili, genç, vizyon sahibi, prezentabl :) gençlere kalsın anacım.

03 Kasım 2008 Pazartesi

MUSTAFA

O günden beri düşünüyorum acaba Atatürk'ün Mustafa olmaya vakti kaldı mı diye... İnsani boyutta ele almış Can Dündar bey ! Mustafa Kemal Atatürk'ün bizi cehaletten, esaretten kurtarıp insani boyuta taşımasından daha insani bir yön bulunabilinirmi acaba Atam'da ! Büyük bir hevesle gittim sinemaya. Hem 29 Ekim Cumhuriyet bayramının çoşkusu hemde bu çoşkuya layık bir ortamda olmak beni oldukça heyecanlandırmıştı. Ama filmin ilk dakikalarından itibaren aradığımı bulamayacağımı anlamıştım. Gençlik çağlarında akıllara zarar bir hırs sahibi Mustafa, ileri ki dönemlerde beraber baş koyduğu bu yolda arkadaşlarını sallandırmaktan çekinmeyen, muhalefete sabrı ve hoşgörüsü olmayan bir diktatör, özellikle cumhurbaşkanı olduktan sonra inzivaya çekilmiş hatta çevresi tarafından neredeyse terkedilmiş ne aranan ne sorulanan, rakı masasında ağlayan yalnız ve bunalımlı bir Atatürk'tü gördüğüm. En üzüldüğüm nokta ise on yaşımdaki kızımın aklında Mustafa'dan kalanlar idi. Filmin başında Atatürk'ün 3 yaşında ölmüş ve fırtınalı bir gecede açılan mezarında hayvanlar tarafından parçalanarak yenen küçük Ahmet'i kızım gözlerini kapayarak ve kalbi ağzında izledi. Can Dündar'ın bir çok küçük yada okullu çocuğun bu filmi izleyeceği nüansını gözardı etmiş olması çok şaşılası bir durum değil sanırım. Yatak odası sesi ile o romantik yazıları yazan ve okuyan hassas adamın mezar başında üstelik gece karanlığında gözlerinden ışık fışkıran çakalları ölü çocuk yerken sahnelemesi kendince vurgu olsa gerek !!! Bu hassas ve romantik adamın iş ticaret olunca ne kadar gerçekçi olabildiğinin kanıtıdır bana göre bu sahne ! Hele hele belgesel sırasında kızımla aramda geçen diyaloğu size aktarırsam çocukların ortalama akıllarında kalacak konuları anlamış olmanız gerekir.
Fonda Atatürk'ün kız arkadaşı Corin'e yazdığı mektup seslendirilmekte...
Ecem : Anne Corin kim ?
Ben : Kızarkadaşı
Ecem : Gülümser...
Sıra Fikriye hanıma gelir
Ecem : Anne bu kim ?
Ben : Kızarkadaşı !
Ecem : Şaşkın bir ifade ile gülümser !
Ve yine sıra Latife hanıma gelir
Bu sefer elimi çabuk tutar ve cevabı Ecem sormadan veririm.
Latife hanım karısıdır
Ve Ecem cevaba yada yoruma hacet bırakmayan cevabını verir !
O kadarını biliyoruz herhalde !!!
Konu şu ki filmi beğenmedim. Çok daha detaylı, belki bilmediklerimizi su yüzüne çıkartacak, Atatürk'e bakışımızı belki birkaç kat daha aydınlatıp daha bir gurur ile tarihimize sarılmamızı sağlayacak bir belgeseldi beklediğim. Hayal kırıklığına uğradım. Yazık...
Son haberlere bakılırsa sırada Said Nursi belgeseli var ! Anlaşılan paranın ve rantın sıcak yüzü bizim yatak odası sesli, romantik yazarımızı iyi bir işadamı yapacak !!!