Benim ablamla aramda tam 14 yaş var. Aslında bir ablam daha varmış. Doğuştan kalbi delikmiş ve sekiz yaşında geçirdiği kalp ameliyatı sırasında vefat etmiş. Bu acı ölümün arkasından dünyaya ben gelmişim. Aslında annemin ve babamın üçüncü bir çocuğa hiç niyeti yokmuş ama Vildan ablamın ölümü ile bu kararları değişmiş. Beş yaşına geldiğimde ablam evlenip Ankara'ya yerleştiği için ben tek büyüdüm. Ablamı şubat ve yaz tatillerinde görebilirdim. İlk yeğenimle aramda altı yaş var. Yani sanki ablam değilde ikinci annem gibidir ablam. O nedenle kardeş olmak, kardeşle kudurmak, kardeşle paylaşmak, kardeşle kavga etmek ve buna benzer bir çok duyguyu yaşadığımı söyleyemem küçüklüğümde. Ablam tekrar İzmir'e yerleştiğinde ben neredeyse yirmi yaşındaydım. Şimdi çocuklarıma baktıkça kardeşliğin nasıl bir şey olduğunu onlarla öğreniyorum. Dün akşam misafirlerim arasında beş yaşında bir kız çocuğu vardı. Kızım tabii çok sevindi oyun oynayacağı bir kız arkadaş geldiği için ancak minik Emre'yi ısrarla odasına almak istemedi. Emre'de onlar odanın kapısını kapatıp onu içeri almadıkça kıyameti kopardı. Emre küçük olduğu için anlatsanızda anlamak istemiyor. Oda onlarla oynamak istiyor. Ancak ne boyu boylarına nede yaşı yaşlarına nede cinsiyeti cinsiyetlerine uymuyor :) Dün gece o telaşın arasında defalarca Ecem ile Emre arasında kaldım ve en sonunda büyük olduğu için hiç olmassa Ecem'in beni anlamasını umdum ama nafile ve ciddi anlamda sinirlendim. Dün kardeşini istemeyen Ecem hanım bugün okul çıkışında anneanneye gittiği için ve kurs nedeniyle orda kalacağı için beni neredeyse altıncı, yedinci arayışı işten. Kardeşimi özledim diyor başkada bir şey söylemiyor kereta. Bu nasıl bir çelişki. Kardeş olmak demek böyle bir şey :) Ne onunla, ne onsuz ! Ablamla beni düşününce anlıyorum ki yaş ilerledikçe biz daha çok kardeş olmuşuz. Ayrı olduğumuz ve arada yaş farkı olduğu için aslında birbirimizi hiç yormamış sadece anne-kız gibi başlayan ilişkimizi yıllar içinde tekrar kardeşliğe çevirebilmişiz. İyiki ablam var diyorum. Yoksa bu dünyada yapayalnız......Ve iyi ki Emre'yi dünyaya getirmişim diyorum. Her ne kadar şimdi kavga edip birbirlerini özleselerde umarım yarın büyüdüklerinde birbirlerinin en büyük destekçisi olurlar. İkinci çocuk konusu oldukça göreceli ve ayrıca bir konu başlığı. Buna mutlaka değineceğim ama bana kardeşliği öğreten hem ablama hemde kardeşliğin yaşamadığım evrelerini bana yaşatan kızımla, oğluma şimdi minnettarım :)
28 Aralık 2007 Cuma
KARDEŞ OLMAK
Benim ablamla aramda tam 14 yaş var. Aslında bir ablam daha varmış. Doğuştan kalbi delikmiş ve sekiz yaşında geçirdiği kalp ameliyatı sırasında vefat etmiş. Bu acı ölümün arkasından dünyaya ben gelmişim. Aslında annemin ve babamın üçüncü bir çocuğa hiç niyeti yokmuş ama Vildan ablamın ölümü ile bu kararları değişmiş. Beş yaşına geldiğimde ablam evlenip Ankara'ya yerleştiği için ben tek büyüdüm. Ablamı şubat ve yaz tatillerinde görebilirdim. İlk yeğenimle aramda altı yaş var. Yani sanki ablam değilde ikinci annem gibidir ablam. O nedenle kardeş olmak, kardeşle kudurmak, kardeşle paylaşmak, kardeşle kavga etmek ve buna benzer bir çok duyguyu yaşadığımı söyleyemem küçüklüğümde. Ablam tekrar İzmir'e yerleştiğinde ben neredeyse yirmi yaşındaydım. Şimdi çocuklarıma baktıkça kardeşliğin nasıl bir şey olduğunu onlarla öğreniyorum. Dün akşam misafirlerim arasında beş yaşında bir kız çocuğu vardı. Kızım tabii çok sevindi oyun oynayacağı bir kız arkadaş geldiği için ancak minik Emre'yi ısrarla odasına almak istemedi. Emre'de onlar odanın kapısını kapatıp onu içeri almadıkça kıyameti kopardı. Emre küçük olduğu için anlatsanızda anlamak istemiyor. Oda onlarla oynamak istiyor. Ancak ne boyu boylarına nede yaşı yaşlarına nede cinsiyeti cinsiyetlerine uymuyor :) Dün gece o telaşın arasında defalarca Ecem ile Emre arasında kaldım ve en sonunda büyük olduğu için hiç olmassa Ecem'in beni anlamasını umdum ama nafile ve ciddi anlamda sinirlendim. Dün kardeşini istemeyen Ecem hanım bugün okul çıkışında anneanneye gittiği için ve kurs nedeniyle orda kalacağı için beni neredeyse altıncı, yedinci arayışı işten. Kardeşimi özledim diyor başkada bir şey söylemiyor kereta. Bu nasıl bir çelişki. Kardeş olmak demek böyle bir şey :) Ne onunla, ne onsuz ! Ablamla beni düşününce anlıyorum ki yaş ilerledikçe biz daha çok kardeş olmuşuz. Ayrı olduğumuz ve arada yaş farkı olduğu için aslında birbirimizi hiç yormamış sadece anne-kız gibi başlayan ilişkimizi yıllar içinde tekrar kardeşliğe çevirebilmişiz. İyiki ablam var diyorum. Yoksa bu dünyada yapayalnız......Ve iyi ki Emre'yi dünyaya getirmişim diyorum. Her ne kadar şimdi kavga edip birbirlerini özleselerde umarım yarın büyüdüklerinde birbirlerinin en büyük destekçisi olurlar. İkinci çocuk konusu oldukça göreceli ve ayrıca bir konu başlığı. Buna mutlaka değineceğim ama bana kardeşliği öğreten hem ablama hemde kardeşliğin yaşamadığım evrelerini bana yaşatan kızımla, oğluma şimdi minnettarım :)
26 Aralık 2007 Çarşamba
KENDİNDEN GEÇMİŞ ÇAM KEK
Kırk yıl düşünsem yumurta kapıya gelince etkinliğe katılacağım aklıma gelmezdi :)
Aslında elimi çabuk tutmuş bayram öncesi kalıp siparişlerimi teslim almış, gıda boyalarımı kenarı koymuş, arife gecesi de mutfağa kapanmıştım. Çünkü hayatımda ilk defa royal icing ile kaplı kurabiye yapacaktım. Etkinlik logosunu kendi bloguma koyduğumdan beri kendi kurabiye kalıbımı kendim yapma fikrim vardı. Oğlum shrek delisiydi ve ben en çok shrek şeklinde kurabiyeler yapmak istiyordum. Ancak bunun o kadar kolay olmadığını bir zaman sonra öğrendim. Gittiğim mağazadaki görevli her ürünün kurabiye kalıbı yapmada kullanılamayacağını anlattı önce. Bir çok telefon görüşmesinden sonrada elimdeki tek seçenek yağ tenekelerini kesmekti ama beş kiloluk sıvı yağıda aktarıp saklayacak başka bir kabım yoktu bu süre içerisinde. Bu planım böylece suya düşmüş oldu. Sonrasında royal icing ile süslü yılbaşı konseptli kurabiye yapmaya karar verdim ancak son dakikada iki kurabiye adamın karakteri ile oynayınca bu planda suya düştü gibi oldu :) Biri bikinili kurabiye kadın diğeride biraz sapık bir türkiş adam kurabiye oluncaaaa…. İşin kötü tarafı bütün fotoğrafları da bu iki karakterle çekince etkinliğe uygun olmaz diye düşündüm :) Ne yapayım ben hem yay burcuyum, hem resim mezunuyum. Hal böyle olup gecenin bi vakti mutfakta soldan gelen ilham böyle oluyor demek ki :) Aklıma hep plajda donla gezen playboylar gelmişti :) Artık etkinliğe katılamayacağımı düşünürken bugün saat hemen hemen 15:00’ten sonra yabancı bir sitede kek resmi görünce şeytancım beni tekrar dürttü :) (Önce bikini ve tekkaş kurabiye adam konusunda dürtmüştü :))
İşten 18:00 gibi çıkıp doğru markete gittim. Gerekli malzemeleri alıp, birkaç mağazadan da ufak tefek şeyler bakındım. Eve geldiğimde saat 20:00 olmuş ve herkes aç beni bekliyordu :) Bir yandan yemek bir yandan yeni tarif ile cebelleşirken ortaya bu güzel çam kek çıktı. Güzel demek zorundayım :) bayağı emek verdim. Çünkü başıma neler geldi bilemezsiniz :) Arka arkaya o kadar çok aksilik yaşadım ki ! En son krema sıkma torbamın çekmecede olmadığını fark ettim. Kim bilir hangi bebeğin yada legonun yanında yada kim bilir nerde ? Yarın sabah ilk iş Ecem hanım sorguya çekilecek. Yağlı kağıttan yaptığım sıkma şeyi (şey diyorum çünkü başka bir isim bulamadım) ordan buradan patlak verdiği için amannnn neyse yaptım işte valla bu kadar oldu :) Aslında yapımı oldukça kolay ve çocuklar için hem besleyici değeri hem görüntüsü ile bence bir daha denemeye değer bir pasta. Özellikle yılbaşı akşamı için düşünülebilir. Tarifi klasik ıspanaklı kek. Şekil ağaç olunca aklıma gelen ilk ıspanaklı yeşil kek oldu. Ayrıca ısrarlı sorularıma rağmen bana anında yardımcı olan etkinlik sahibimiz Burçin’ede çok teşekkür ediyorum huzurunuzda. Etkinlik sayesinde yeni bir dost kazanmış oldum. Umarım bundan sonra çok daha güzel şeyler paylaşırız.
Malzemeler 2 yumurta 1.5 su bardağı şeker 2 su bardağı un 1 paket kabartma tozu 1 paket vanilya ½ su bardağı sıvı yağ 1 su bardağı kadar kendi suyunda pişmiş, rondodan ve kendinden geçmiş ıspanak (Bak yine saat geç oluyor soldan soldan ilham geliyor. Alahım şu kekinde başına bir iş gelmeden ..)
Krema için 1 paket krem şanti 1 su bardağı soğuk süt Arzuya göre renklendirmek için gıda boyası
Yapılışı Vallahi benim vaktim olmadığı için hepsini karıştırıverdim gitti :) Sizin kendi sıranız varsa ona göre yapın. Arasına kremşanti sürdüm. Üstünüde arzu ettiğiniz gibi süsleyin. Bu kadar aksilikten sonra bu pastanın son haline inanamıyorum çünkü görmüş olduğunuz pasta aceleden ve sıcakken kesmeye kalktığım için lokma lokma ayrılmış durumda idi. Kabustu, kabus :)Allahım nasıl tarif veriyorum ben ?
22 Aralık 2007 Cumartesi
GÖZLEME
İkinci tarifimizde gözleme. İlk denediğimde tüm ailem için hüsran olan bu tarif artık bizim için keyifli bir kahvaltı alternatifine dönüştü. Ben, eşim, kızım ve oğlum için 2 bardak un yeterli oluyor. 1/2 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı şeker ve 1 bardak ılık su bu mis gibi gözleme için yeterli.
Tüm malzemeyi kulak memesi kıvamında yoğurup yarım saat kadar dinlendiriyorum. 6 bezeye bölüp ister dikdörtgen ister yuvarlak açıyorum. Açtığım hamurlara fırça ile tereyağ sürüyorum.
Dikdörtgen bezelerin önce karşılıklı uzun kenarlarını ardından kısa kenarlarını kapatıyorum. Yuvarlak ise onlarıda rulo yapıp gül börek gibi sarıp yine bekletiyorum on dakika kadar. Sonrasında tekrar yine incecik açıyor aynı işlemi tekrarlıyorum. Teflon tavayı orta ateşte ısıtıp üstüne tekrar genişlettiğim yufkaları koyuyorum. Yaklaşık bir-iki dakika aralıklarla sık sık çeviriyorum. Diğer ocak gözünde çok kısık ateşte sıcak kalmasını sağladığım su+tereyağ karışımından pişen gözlemelere sürüyorum. Hamur açma işi gözümde hep büyürdü. Alışınca şimdi çok kolay geliyor. Sizde mutlaka deneyin.
Sevgiler...
KARAMEL SOSLU ELMALI KEK
Bir bayram gününden merhaba. Aslında yazacak çok şey var ama bu iki haylazın yaramazlıkları beni oldukça yordu şu üç gün içinde. Dört duvar arasında özellikle kış mevsiminde çocuk zaptetmek kadar zor bir şey yok herhalde. Keşke bahçelerimiz ve o bahçelerde oyun oynayabileceği arkadaşları olsa. Atkıyı sarsak, berelerini, eldivenlerini giydirsek hadi bakalım "yallah" diyebilsek. Onlarda enerjilerini atar, bizlerde dinlenir yada işlerimizi yapabilirdik.
Ancak dört duvar arasında oyun oynamak, kudurmak isteyen çocuklar onlar. Bir yere kadar eşlik ediyor, bir yerden sonra diliniz bir karış dışarıda yeter diyorsunuz. Ama size bakan o minik gözler oyunun tadını daha yeni almış alıyor :) Bu sabah sevgili Asya'nın bir tarifini denemek istedim. Amanın ne macera oldu anlatamam :) Öncelikle cup ölçülerinin karşılığını bulmaya çalıştım. Evde olduğunu sandığım kremanın aslında olmadığını anladım.
Tüm sevimliliğimi takınıp, eşimi o sıcacık yatağından kaldırıp krema almaya gönderdim :) Eğer diğer malzemeleri karıştırmamış olsaydım buna asla yeltenmezdim. Kek fırına girecek duruma gelmişken arasına bu karamel sostan karıştırmam gerekiyordu. Yoksa böyle bir riski göze alırmıydım :) Ama bayağı bir sevimliydim ki eşim itirazsız marketin yolunu tuttu :) Yada başına gelecekleri tahmin etti bilmem artık :) Karamel sosu yapma kısmı tam bir facia idi. Zaten oldum olası şekeri o hale getirmek beni biraz korkutmuştur. Üstüne birde kremayı dökünce karamel oldumu size koromel ! Kaskatı kesildi. Zor erittim tekrar :) Zaten kendimce becerdiğim cup ölçülerindende emin değildim. Fırına verirken dedim ya bu işten alnımızın akıyla çıkacağız yada yandı gülüm keten helva. Sabahın köründe marketten bu iş için krema almaya giden eşim beni
artık ne yapardı bilmiyorum :) Fırından çıkardığımda heryer mis gibi karamel kokuyordu. Aceleden dikdörtgen kalıptan taşar dediğim harç elime aldığım başka kalıbada küçük geldi :) Oldukça geniş bir kalıpta yapmama rağmen bayağı güzel kabardı. Ben elması artan yada elmaya bayılan herkese bu güzel keki öneriyorum. Karamel sosunda malzemeler arasında 2 yemek kaşığı un var ancak tarifinde yok. Ben karmaşa içinde zaten un eklemeyi unuttum. Birde oğluşla cebelleşirken şekeri hızlı ateşte bir an bıraktığımdan rengi bayağı kahverengi oldu ve kekin tüm rengini etkiledi. Siz Asya'nın tarifine uyarsanız sanırım rengi daha güzel olacak. Ancak yinede kendi yaptığım tarifi vermeye cesaret edemiyorum.Çünkü cup ölçülerinden emin olamayınca "amannnn buda böyle olsun, offf pufff şuda şu kadar olsun" diye diye yaptım keki. İşin garibide harika oldu :) Bir daha yapmaya kalksam yine doğaçlama yapacağım :) O nedenle size sevgili Asya'nın bu tarife ait linkini veriyorum. Mutlaka deneyin.
http://benimmutfagim.net/2007/08/22/apple-caramel-kek/
Sevgiler...
20 Aralık 2007 Perşembe
ARI FİLMİ
Bugün arife olmasına rağmen yarım gün çalıştık. Tabii buna çalışma denebilirse. İki çocuklu ve evi işine çok uzak olan bayan personel mesaiye çağrılırsa yanında ne götürür ?
a-) Gece mesaisi için pijamasını
b-) Hali hazırda istifa dilekçesini
c-) Çocuklarını :)
Tabiiki işimi seviyorum ama inanın içinde en zor olanı c şıkkı :) Maymuna döndüm desem yalan olmaz. Önce işyerinde kahvaltı faslı, ardından firma sahibinin gelmesi ile çocukları susturma-susturmama çabası :) Küçük kuzunun kaptığı her kaşeyi duvara basmadan engellemek, büyük kuzuyu iş bilgisayarında oyun oynarken herhangi bir zarar vermemesi için ikaz etmek, küçük kuzunun her gördüğü çalışanın burnuna yapışmamasını sağlamak ve arta kalan zamanda iki-üç evrak işlemek. Hatta ne ruh hali ile işlediğimden emin olamadığım için pazartesi tekrar kontrol edilecek işlenen tüm evraklar. İş çıkışı zaten evde temizlik olduğu için canım pek gitmek istemedi eve. Bende hazır kuzular yanımda bugün felekten bir gün çalalım dedim :) İzmir'in alışveriş merkezlerinden Agora ve Palmiye'yi gezdik.
Ve son dakika kararı ile yukarıda afişini gördüğünüz filme girdik. Malum Emre henüz otuziki aylık. Ne tepki vereceği belli olmaz diye düşünmüştüm. Onbeş dakika aralıklarla "Babbaaaaaa"
diye bağırdığını ve babasını aradığını saymassak gayet güzel bir tecrübeydi. Filme hepimiz bayıldık. Espiriler harikaydı. Tek handikap bu filmden sonra miniklerin önüne çıkan ilk arı ile konuşmaya çalışması olabilir :) Eğer aranızda henüz filmi görmemiş olanlar varsa ve herhangi bir tatil planınız yoksa bu filmi araya mutlaka sıkıştırın derim.
Hepinize sevgiler ve iyi geceler.
Görüşmek üzere...
18 Aralık 2007 Salı
HEPİMİZİN KURBAN BAYRAMI KUTLU OLSUN.
Tüm ziyaretçilerime tekrar merhaba. Zaman su gibi akıyor. Geçen bayram dün gibi daha. Yeni cicilerimizi giyip bayram ziyaretlerini keyifle tamamladığımız günler sanki bir kaç gün geride.
Halbuki o yeni ciciler gibi bizlerde eskidik bu bir yıl içinde. Çok gerilere gidince hep anneanne evinde kutladığımız kurban bayramları geliyor aklıma. Çocuk olup kurbanıda finoya çevirip sokaklarda gezdirişimizi hatırlıyorum :) Kurbanın o kara gözleri, alnının ortasına yakılmış kınası geliyor gözlerimin önüne. Kesileceği zaman nasıl başımızı alıp kaçtığımızı hatırlıyorum.
Kuzenlerimle oynadığımız oyunlar geliyor aklıma. Yeni kıyafetlerimizi, saçlarımıza taktığımız bigudileri anımsıyorum :) Çocukluğumuzda yaşadığımız herşeyin "en güzeli" olduğunu düşündüğümüzdendir, şimdi çocuklarıma en güzelini, en değerlisini yaşatmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Tatili, tatil zamanında yapmayı ilke edindik kendimize. Bayramı aile büyüklerimizle, kapısını çalmamızı bekleyen tüm sevdiklerimizle geçirmeyi amaç edindik.
Ben babaannemi ve her iki dedemi hiç tanımadım. Çok şükür çocuklarım şanslı. Hem anne hemde baba tarafından tüm büyüklerimiz bizimle. Keşke diyorum iki halamızda burada olsaydı.
Eminim çok daha keyifli olurdu. Şimdi içimde çocukça bir heyecan var. Arife günü gecesinden ertesi günün kahvaltı menüsü hazırlanacak. Sabah horozlar ötmeden :) eş namaza gönderilecek.
O gelene kadar sofra hazır olup, çocuklar uyandırılacak. Eşim her sene yaptığı gibi elinde en sevdiğim çiçeklerle gelecek. Bayramlaşılıp, sofraya oturulacak. Hem o güzelim mamalar yenecek hemde sohbet edilecek. Ancak iki çocuk sahibi olduğumuz için bu kısma bir takım eklemeler yapmak zorundayım. Büyük kuzuya çeneyi bırakıp kahvaltısını etmesi için uyarıda bulunmak, küçük kuzuyu lokmaları çok büyük almaması için ikaz etmek, sütünü döküp saçmamasını sağlamak, büyük kuzuyu yine çene yapmayı bırakması için tehdit etmek :), küçük kuzuyu ağzından lokma çıkarmaması için dürtmek gibi :) Yani aklınıza 2 çocuklu bir ailenin sessiz, sakince, şen şakrak sohbet ile masada olması görüntüsü gelmesin :) Zira oldukça hareketli, Matrix filminin ekşın sahnelerini aratmayacak bir kahvaltı olacak. Sonrasında kurban telaşı ve anne-baba ziyaretleri derken gün yerini ertesi güne bırakıp, sevdiklerimizle dolu 3 gün bizi bekliyor olacak inşallah. Her zamanki gibi önce sağlıkla, sonra mutlulukla ve huzurla dolu nice bayramlar diliyorum hepimize. Sevdiklerimizin hep yanımızda olması dileği ile kurban bayramınız kutlu olsun.
Görüşmek üzere...
16 Aralık 2007 Pazar
MAŞALLAH DEYİNİZ...
Çünkü yataktan "maaammaaa" diye bağırarak kalkan bir inatçı keçimiz var :) Bugün yatağımızdan biraz grip gibi kalktık. Huysuzluğumuz üstümüzde ama boğazımız yerinde :) Bir peynirli yumurta üstüne yarım kase sütlü mısır gevreği ve yarım bardak ayrıca süt tüketildi. Ancak yinede karşıdan baktığınızda kilolu bir çocuk değil. Demek ki yakıyor yediklerini. Umarım rahatsızlığı ablamıza geçmez. Aksi halde okuldan geri kaldığı her bir gün büyük kayıp. Hele hele yeni konuya geçmişler ise. Bu pazar güzel tarifler denemeyi planlıyordum ancak fırsatım olmayacak gibi. Hem Emre'nin gripten kaynaklanan huysuzluğu hemde malum bayram öncesi biraz eve çeki-düzen verme durumundan sanırım bu hafta sonu pratik bilinen tariflerle geçecek. Ancak dün gıda boyalarımı aldım. Bakalım gelecek günler nasıl süpriz tariflere gebe :)
Görüşmek üzere...
SÜPRİZ CUMARTESİ
Bizim için oldukça keyifli bir cumartesi idi. Sabahtan çocuklar için bayram alışverişine çıkıldı.
Yeni ciciler, ayakkabılar alındı. Cicilere uygun çoraplar, tokalar seçildi. Hazırlıklar tamamlandı.
Öğlen Ecem anneanneden alındı ve doğru ingilizce kursuna götürüldü. O kurstayken İzmir'in en nezih ve şık pastanesi Reyhan'da sigortacı ile buluşuldu sıkı bir pazarlıkla sağlık poliçesi yenilendi. (Önemli not : 1.930 YTL'lık poliçe 1.334 YTL'sına indirildi. Aranızda yenileyecekler varsa sıkı pazarlık etsin.Hatta her sene başka başka firmalardan muhakkak teklif alın)
Bu arada Reyhan'ın meşhur vanilyalı ve parça çukulatalı o muhteşem pastası bir bardak çay eşliğinde mideye indirildi ve hiç kalori hesabı yapılmadı :) Üstelik vicdan azabı hiç duyulmadı :) Ecem tekrar kurstan alındı ve gelenek haline getirdiğimiz Kordon sefası için start verildi. Kordon boyunca yüründü, sohbet edildi. Konak Pier dolaşıldı. Mağazalardaki çanta-ayakkabı ve kıyafet etiketleri görüldü ve anne-kız olarak dikiş kursuna yazılmaya karar verildi :) Gördüğümüz hiç bir etiket 2.000 YTL'sından aşağı değildi. Asgari ücretle milyonlarca insanın karnını doyurmaya çalıştığı bir ülkede komedi filmi gibi. Neyse efendim tam çıkacakken mini mini, çıtı pıtı İzmir'li olduğu edasından, tavrından belli :) Bengü geldi. Hani Ecem hem müziğe hem resime yetenekli ya ileride büyük sanatçı olursa Ecem'e ulaşmak mümkün olmaz diye şimdiden Ecem'le hatıra fotoğrafı çektirdi. :)) Ecem şimdi çok heyecanlı. Pazartesi olsun imzalı resim ve çekilen fotoğraflar arkadaşlara gösterilecek :) Ve sanıyorum kızım bunun havasını haftalar boyu atacak :) umarım bunun yanı sıra çok sevdiğimiz yazarlarıda İzmir'de ağırlamak mümkün olur da Ecem onlardan da imzalı kitaplar alabilir. İşte böyle düşünürken saatin geç olduğu farkedildi. Ecem anneanneye bırakıldı doğru babaanneye Emre teslim alınmaya gidildi. Devir-teslim töreninden sonra yorgun anne Nilhan kanepede uyuyakaldı :)
14 Aralık 2007 Cuma
EVİM EVİM GÜZEL EVİM
Umudumu bağladığım bir yer burası. Uzun yıllardır hayalini kurduğum o sıcacık yuva.
Bize ait, bizim olan. Tek dileğim sağlıkla, huzurla, mutlulukla orada yaşlanabilmek.
Balkonundan İzmir'i seyrederken nasıl emekler verdiğimizi düşünmek, gülümsemek
istiyorum. Eğer İzmir'in beceri ve yönetim kabiliyeti tartışılır ! belediye başkanı yolumuzu
bu eylül ayına kadar bitirirse inşallah önümüzdeki kış evimizde olacağız. Evimize taşındıktan sonra ikinci çocuğumu kucağıma almayı planlarken, şimdi ise bize süpriz yapıp çıkagelen Emre'yi
neredeyse dört yaşında götürmüş olacağız evimize :) Bazen düşünüyorum da hayatı planlamak
aslında ne kadar komik. Acaba biz plan yaptıkça yukarıda çok yukarıda ve o departmanda çalışan melekler bize gülüyormudur ? :)
13 Aralık 2007 Perşembe
HAYAT GİBİ DENİZ & DENİZ GİBİ HAYAT
Bazen dalgalı, bazen durgun. Bazen bulanık, bazen berrak. Ne olursa olsun yaşamın kendisi.
Zor ama kolay. Hayat gibi deniz, deniz gibi hayat...
SÖYLEMEDİM...
Tabii ki söylemedim :)
Yazımı yazdıktan sonra yüzümde bir gülümseme düşündüm durdum. Söylesem nasıl olur ?
Ne farkedecek ki ? Aksine dokuz senedir eşimle oynadığımız "sen yaptın değilmi ? itiraf et
hadi itiraf et" adlı bu tatlı oyun sona erecek. O herşeyi ağzımdan duyacak ve beni itiraf
ettirmek için yaptığı işkenceler :) bitecek. Göze alamadım açıkçası :)
Zaman öylesine çabuk geçiyor ki varsın bu tatlı oyun devam etsin. Gerçi oğlumun içimde yeşermesi ile ilgili benimde kendi şahsı hakkında ciddi şüphelerim var amma olsun :)
Evimizde her sabah müthiş bir koşuşturmaca oluyor. Saat alarmının çalmasıyla sanki bir yarışa başlıyoruz her sabah. Önce Ecem kaldırılıyor. Babası hemen mutfağa girip kahvaltısını ve beslenme çantasını hazırlıyor. Bense onu giydirip, saçını tarayıp, son çanta-üst-baş kontrollerini yapıp hazır hale getiriyorum. Artık zil çalıp servis geldiğinde onu iktirip :) kapıyı kapatasım geliyor :) Tabii ki şaka ! Bazen Emre'de erkenden kalkıp bize eşlik ediyor. Ama sabahın o saatinde dakikalarla yarışmak açıkçası biraz "geren" bir durum. İşe geldiğimde o günkü enerjimin yarısından çoğunu evde bırakmış olduğumu hissedebiliyorum. İşyerinde çayımı yudumlayıp dinlendikçe bu sefer kuzularımı özlemeye başlıyorum. Böylede karmaşık bir
durum :) Ne olursa olsun ailemi seviyorum...
12 Aralık 2007 Çarşamba
CANIM ANNEME
"Anne" demeye kendimi bildim bileli alışığım. Ama bana "anne" denmesi bundan yedi yıl öncesine dayanıyor. Günlerden bir gün (ki tam tamına 24 eylül 1998 gününe denk gelir)
niyeti çoktan bozmuş ben ! babalığa hazır olup olmadığını bile tam bilmediğim henüz 60 günlük eşime "bugün tehlikeli gün değil" dediğimi çok net hatırlıyorum. Üstelik en tehlikeli gün olduğunu bile bile. Geçmişte yaşadığım acı tecrübelerin belkide tek çocuk olarak büyümenin verdiği kardeş-bebek özlemi kendimi bildim bileli hiç dinmemişti. Davranışımın ne derece yanlış ve haksız olduğunu biliyorum ancak hem yaşımın genç oluşu ile hemde bu özlem içinde sağlıklı düşünemedim demek ki. Ama hayat bana şu ana kadar bonkör davrandı ve mutlu süregelen
bir evlilik hediye etti. Hal böyle olunca bu müjdeli ve süpriz !!! haber bir krize neden olmadı.
Belki de eşime olan güvenim bu konuda çok daha rahat davranmamı sağladı. Bu haksız ve yanlış davranışımın sonunda kucağıma 9 ay sonra aldığım kızımın bana hediye ettiği resimdir bu. Eşime attığım ilk ve son bu tatlı kazık :) resime ve müziğe yetenekli, merhametli, ne istediğini bilen, istediği şeyleri yapmakta kararlı bir cimcime şimdi. Ne zaman "anne" diyecek diye ağzının içine düşerken şimdi koluma girip Kordon'da anne-kız çay keyfi yapıyor güncel olayları tartışıyoruz. Ne zaman özeline girip Orhan Can'ı sorsam "annneeee" deyip konuyu kapatıyor. Kucağıma alıp göğsüme yasladığım bebek şimdi sınavlardan aldığı iyi notların akabinde "eee anne yaparsın artık bi güzellik" diye beni sıkıştırmaktan zevk alıyor. Anne olmak bambaşka bir duygu ve sorumluluk. Bir yandan içinizde koşulsuz ve ucu bucağı olmayan bir sevgi yaşarken diğer yanda onun adına tedirginlik, korku gibi duygularıda aynı yürekte barındırabiliyorsunuz. Özellikle de çalışan anne iseniz bu duygulara çalıştığınız için pişmanlık, vicdan azabı ekleyebilirsiniz. İlk anne dediğinde, ilk adımını attığında, hasta olduğunda belki bir veli toplantısında orda olamayışınızın ezikliği yakanızı bırakmıyor. Çocuk gözü ile bakıldığında ise anne nezle olsunda evde kalsın diye can atan minikler onlar. Her hafta sonu bayram. Cumartesi ve pazar yataktan kalkıldığında anne yatağında mışıl mışıl uyuyorsa "oleyyyyy" haykırışı ile karşılar sabahı anne. Ondan çok daha fazla şey bekleyen çocuklara dönüşüverirler tatilde. Kurabiyeler yapılacak, tiyatroya gidilecek, kurslara yetişilecek ama ne olursa olsun anne ile saatler geçecek. Anne olmak zordur ama çalışan anne olunca daha bir zordur.
Şimdi masamın karşısında bu resimle avunuyorum. Güneşi ne güzel çizmiş diyorum kendi kendime. Türkan Şoray gibi kirpik yapmış güneşe, üstelik miyop galiba. Espirili kereta.
Bulutlar mutlu, çiçekler mis gibi kokuyor. Kızım benim. Yaşam kaynağım. İçimde yeşermesine ben karar verdiğim için sanki daha benim. Dokuz senedir sakladığım sırrı eşim hariç sizlerle paylaştım. Her ne kadar kendisi benden bu konuda şüphe duyup, beni sıkıştırmaktan keyifte alsa hala itiraf etmedim :) Ne dersiniz bu akşam ?????
11 Aralık 2007 Salı
MERHABA
Merhaba...
Aslında blog sayfalarında sizlerle buluşalı epey bir zaman oldu. Ancak benimblog.com'da yaşadığım sorunlar nedeni ile bende buraya taşınma kararı aldım. Umarım burada çok
daha keyifli yazılar ve tariflerle birlikte oluruz. Ben özel sektörde çalışan bir anneyim.
Çalışan anne olmanın zorlukları, güzellikleri, kazandırdıkları ve kaybettirdikleri ile
burada olacağım. Kızım 8.5 yaşında. İlkokul üçe gidiyor. Çocuk sahibi olmanın her
evresi zor ancak ilköğretim evresi ile dönmeye başlayan çark hiçbir evreye benzemiyor. Çocuğunuz minicik bir kuş iken her şeyin kontrolünüz altında olması rahatlığı, okul dönemi ile birlikte sosyal çevresi genişlediği için yavaş yavaş yerini minik
kuşunuzun kanatlarını çırpma hareketini desteklemeye bırakıyor. Eğitim sistemi
başlı başına bir muamma olmakla birlikte herşeyin en iyisi için çabaladığınızda karşınızdaki
bir çocuktan öte zamanından önce açmış bir çiçeğe benziyor. Kurslar, dershaneler, etkinlikler derken zamanından önce açan bu çiçekleri uzun süre aynı tazelik ve heyecanda tutmakta yine bize düşüyor. Oğlum ise otuziki aylık inatçı bir keçi. Keçi diyorum çünkü neredeyse delikanlı olmasına rağmen elinde tuttuğu oyuncağa ben araba dedikçe o "evevevevevvv" yada "na ni na ni na ni" diyor. Konuşmamakta ısrarlı. Şükür ki artık babasına "abi" demiyor. Bu küçük canavarlardan arta kalan zamanlarda mutfakta olmayı seviyorum. Mutfak demek benim için "terapi" kelimesi ile eş anlamlı. Eşime, çocuklarıma ve sevdiklerime güzel ve sağlıklı sofralar hazırlamak benim için mutlu olmanın diğer bir yolu. Dost sohbetleri eşliğinde içilecek bir kahve günümün iyi geçmesi için yeterli bir neden. Tek tereddüt ettiğim nokta ise iş ve aile yaşamımın yoğunluğu nedeni ile çok sık aralarla blogumu güncelleyememe konusu. Umarım kısa aralıklarla yazılarımı tazeleyebilirim.
Görüşmek üzere...




